29.12.06

Uzun bir aradan sonra

yeniden MERHABA
Yeni yila girmemize çok az bir süre kaldı. Herkes gibi ben de, yeniden yine yeni planlar yapmaya koyldum. Hani şu yeni yılın sadece ilk bir kaç günü uygulamada kalıp sonra rafa kaldırılacak olanlar var ya, o planlardan bahsediyorum. 2007 ile ilgili çok garip bir his var içimde.

Kilo verecekmişim.......
Sigarayı bırakacakmışım.............
Daha çok spor yapacakmışım.......................
Arkadaslarımı daha sık arayacak onları ıhmal etmeyecekmısım................

OLDU GÖZLERİM DOLDU!!!

23.12.06

Sevgilim ben simdi


Sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
Elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz, öpüştüklerimiz
'Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz'.
Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere
O gülün yüzü gülmüyor sensiz
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabanı
Hepten hüzünlü bu günlerde
Gür ve çoşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masada tabaklar neşesiz
Koridor ıssız
Banyoda havlular yalnız
Mutfak dersen - derbeder ve pis
Çiti orda duruyor, ekmek kutusu boş
Vantilatör soluksuz
Halılar tozlu
Giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo'nun oyuncak sepeti uykularda
Mavi gece lambası hevessiz
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi
Radyo desen sessiz
Tabure sandalyalardan çekiniyor
Küçük oda karanlık ve ıssız
Her şey seni bekliyor her şey gelmeni
İçeri girmeni
Senin elinin değmesini
Gözünün dokunmasını
Ve her şey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi

CEMAL SÜREYA

17.12.06

Yaşasın Aşk




Kadınlar ne ister?


Çok spekülatif bir soru evet... Bu soruyu "sorgulayan" filmler, şarkılar o kadar çok ki.. Hatta hepimiz hatırlarız, Einstein kara tahtanın başında uzadıkça uzayan bir problem üzerinde çalışmaktadır; başının hemen üzerindeki baloncukta da "kadınlar ne ister?" yazmaktadır... Kadınlar ve erkekler... Aşk.. İlişkiler... Çok basit bir şey iyice karmaşıklaştırılmadan asla anlaşılmaz.. -ve tabii tersi de doğru.. bazen..- Bu benim, kendimle ilgili çözümlediğim ilk bilgidir..
Sanırım aşkla ilgili ani ayışımda, bu karmaşanın etkisi çok büyük. İlk kez çocukken izlediğim, ne olduğunu tam olarak anlayamadığım hatta bir süre korktuğum ve tabii ki en sonunda unuttuğum King Kong'u, bugün yirmialtı yaşımda üstelik biricik eşimin elini tutarak izlerken aklımdan o kadar çok şey hızla geçti ki...Bu yazı bir film önerisi değil, kendi halinde bir iç geçiriş.. Kara, çirkin dev adam büyüdükçe büyüyor sevdiği kadın "avuçlarındayken" ve güzelleşiyor, gurup ışıyor gözlerinde, küçülüyor, ufacık kalıyor parmak uçlarında kadının...Onun için değil, onu korumak için savaşıyor... O da onu sevsin diye değil, sadece O, onu seviyor diye...
Öylece işte.. Öylesine... Kendiliğinden..
Bir gün kadın terkeder King Kong'u.. Tuzağa düşer dev, çirkin, güçlü adam.. Kadın avuçlarından gittikten sonra.. Son bir kez bakınca gözlerine.. Yığılır, avlanır, küçük düşürülür.. Medetsiz kalır adam.. Terkedilmişlik.. Aldatılmışlık.. Aşk asla tamamen yok olmayan bir başka ruh içimizde.. Onun öldüğünü düşünürüz oysa sadece uyuyordur.. Sonra bir kadın görür.. Ona kendi kadınını anımsatır.. Uyanır işte aşk.. Zincirlerinden sıyrılır adam.. Çirkinliğine, başkalığına, yabancılığına ve yabanıllığına aldırmadan kendini sevindiren kadına bir kez daha bakabilmek. ister.. Onu arar..
Sevilmek, güzeldir... Sevmek daha güzeldir... Sevdiğin de seni seviyorsa, bu en güzelidir.. O zaman asla yenilmezsin.. Gerçekten sevilen bir adamındır güç... Devin omuzları daha bir dikelir, dev bir kez daha devleşir... Büyür, güzelleşir.. Kadın, güvenle tutunduğu parmakların arasından asla kayıp da düşmeyeceğini bilmek ister.. Savaşta, huzurda ve aşkta.. Korunmak.. Gözetilmek.. Şefkat... Uğrunda ölecek kadar değil sadece yaşatacak kadar sevilmek... Söylenmese de bilmek.. Evet... Kadınlar ne ister...
Her şeyi mi?
Hayır...
Sahici, gönülden ve tek başına... başlı başına... baştan başa.. Sevilmek ister..


Serda Kranda


Not: Yüzüklerin Efendisi Üçlemesi, Nothing Hill , Cennetin Krallığı gibi en sevdiğim filmlerin arasına itinayla yerleştirdim King Kong'u.. Çok kere daha izleyebilirim...

16.12.06

Ayrılığı Şarap Gibi İçmişken



Neredeydin?

Hani ben ateşe düşmüşken.

Hani ben yapayanlız

Çocukluğuma küsmüşken

Neredeydin?

Hayatımın her virajında

Uçuruma uçmuşken

Neredeydin?

Adına kendimi mahkum etmişken

Dizlerinde ruhumu

Darağacında asmışken..

Neredeydin?

Ayrılığı kadehimde

Şarap gibi içmişken

Neredeydin?

Önce senden sonra benden geçmişken


ZEYNEP GÜNGÖR

Vaaz


Yarim kalan aska dair
Verdigin vaaz bitti mi
Bulanmis, karanlık suları
Dindirdi mi
Ayrılık çanlarını çalan elin
Vicdanına gidip
İhanetin kokuşmuş salgısını
Bedeninde eritmeye yetti mi

Ebru VERITY

13.12.06

Enerji Hırsızları


İnsanı yorgun düşüren 11 enerji düşmanı Cep telefonu, floresan ışık, küf gibi etkenler enerjimizden çalıyorlar.Bilim adamları, kronik yorgunluk ile tüm bu etkenler arasında şaşılacak bağlantılar olduğunu tespit ettiler.

1- Derin uykuda bizi rahatsız edenler :Gürültü stres yaratır ve stres tansiyonu yükseltir. Sonuçta sürekli halsiz ve uykulu oluruz. Bunun için size önerimiz, yatak odanızdan saat gibi ses çıkarabilecek tüm eşyaları kaldırmanız olacaktır.

2- Kahve ve çay: 6 fincandan sonrası zarar!Kafein uyarıcı etki yapar, yani beyne daha fazla enerji emri verir. Günde 3fincan kadar çay veya kahve içersek, bu canlandırıcı özellikten iyi şekildefaydalanırız. Fakat miktar ikiye katlanırsa, kafein ve tein, vücudumuzdakidemiri emer. Bu durumda beyin ve kalbe yeterli oranda oksijen gitmez.Sonuçta kendimizi çok yorgun hissederiz.

3- Karbonhidrat uyku hapı etkisi yaparTüm karbonhidratlar, aç karnına yenildiği zaman ağırlık yapar. Siz siz olun,aç karnına bu besinleri tüketmemeye özen gösterin.

4- Su eksilirse dikkatiniz de dağılır. Her gün yaklaşık 8 bardak su içmemiz gerekiyor, yoksa hissedilir bir biçimdeenerji boşluğuna düşeriz. En iyisi, her saat başı içine biraz limon suyu sıkılmış bir bardak su içmektir.

5- Cep telefonu hipnozdan beter 20 dakikadan uzun telefon görüşmelerinin uyku hipnozu gibi bir etki yaptığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uzun süreli ve sık olarak telefonla konuşmak bizi yorar.

6- Duş alacağımıza yatağa geri dönelim daha iyi. Suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının çok üzerindeyse bünyemiz uyku getiren hormonları fazlasıyla salgılamaya başlar. Akşamları iyi uyumak için sıcakla, sabahları enerji depolamak için ılık suyla yıkanın!

7- Bazı besinlere karşı dayanıksız olabilirsiniz. Her şeyi doğru yaptığınız halde zinde değilseniz, "çölyak" hastası olabilirsiniz. Bu bünyenizin tahıl nişastalarını işleyememesi anlamına gelir. Baş ağrısı ve yorgunluktan şikayet eden bu kişilerin buğday, arpa gibi tahıllardan uzak durması gerekir.

8- Kola bünyeyi aside boğar. Az harekete bir de aşırı kola, çay ve et tüketimi eklenirse, bünyede aşırı asit meydana gelir. Sonuçta da dolaşım bozuklukları, migren, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi rahatsızlıklar yaşanır.

9- Gürültü de yorar. Uzun süreli gürültüye maruz kalan insanların enerjisi tükeniyor. Bağıra çağıra konuşan insanların arasında olmak bile insanı yormaya yetiyor.

10- Floresan ışığı kronik esnemeye neden olur. Floresan ışık, öğrenme ve konsantrasyon yetimizi yüzde 60 oranında düşürür.Gün içinde saatlerce bu ışığa maruz kalan birinin bağışıklık sisteminin zayıfladığı ispatlandı. Bu da kronik yorgunluğa neden olabilir.

11- Küften uzak durmalı. Bulunduğunuz ortam yeterince havalanmıyorsa küf oluşabilir. Bünye, küfe tıpkı mikroplarda olduğu gibi karşılık verir, bununla mücadele eder. Bu da açıklanamayan sürekli yorgunluğa neden olabilir.


BİR ÖNERİ; Zencefil ve karanfilli bir kek vücudunuzdaki mutluluk hormonlarının üretimini artırır, sizi canlandırır. Muskat da "myristicin" adı verilen bir madde içerir ki, bu madde doping ile çok büyük benzerlik taşır*


Kaynak : Seninle dergisi

Konserin ardından

Heycanlandık, zırladık, gururlandık...
Esros harika bir iş çıkardı. Minicik parmakları, siyah kuyruklu pianoyu çalarken, pek nahif gözükürken, o dimdik başı yukarıda parçayı hakkıyla çaldı.
Bizler, bir yandan deliler gibi kamera ile çekim yapıp fotoğraf çekerken, bir yandan da burnumuzu çekip duruyorduk.
Konser bitiminde, babası ile beraber ona bir buket çiçeğini verdiğimizde, gözleri parlıyordu.
Çıkışta, diğer velilerin ve öğretmenlerin tebriklerini kabul ederken, son derece kendinden emin ve havalı gözüküyordu. Kocaman aferin benim kızıma.
( Resmini yüklemeyi unutmadım merak etme. Kameradan bilgisayara aktarır aktarmaz, konser sonrası fotoğrafını buraya alacağım.)

8.12.06

Kutlamalar


Daha evvelki yazılarımın birinde kutlamalar ayına giriş yaptığımızı yazmıştım. 10 Aralık kızımızın piano konseri, 25 Aralık Christmas, 31 Aralık Yeni yıl, 13 Ocak biricik eşimin doğum günü derken, önümüzdeki bir kaç ay deliye her gün bayram havasında geçecek.

Sizi bilmem ama, biz yılbaşını evde geçirmeyi çok seviyoruz. Önce tatlı bir hazırlık telaşı, ardından hediyeleri vermek ve almak için sabırsızlıkla sayılan dakikalar, sonra çatlayana kadar yemek yemek. Bebişim saat onikiyi vurmadan yatmıyor. O yüzden o yatana kadar hanımefendinin emrine amade olmaktan büyük murluluk duyarak, her istediğini (her zaman olduğu gibi) yapıyoruz. Dünyanın en büyük zevklerinden biri çocuğunuzu şımartmak. Harika bir duygu. O yatar yatmaz, eşimle bir kaç film seyredip,( genellikle ilk film "Love Actually" oluyor. Çünkü en sevdiğimiz filmlerden biridir) kırmızı şarap içip biraz çakır keyf oluyoruz.

Ben için için bir sene daha yaşlandım diye hayıflanırken, o yüksek sesle önümüzdeki senede gerçekleştirmemizin iyi olacağını düşündüğü şeyleri sıralıyor. Listenin başında da ikinci bir bebek var.

Ne olursa olsun yeni bir yılı sevdiklerimizle beraber umutla karşılamak coşku verici.

Piano konseri

Kaç gündür bir şeyler karalayamadım. Çünkü kızımın 10 Aralık gunu sabah verecegı piano konseri telaşındayım. Elbisesi alındı, ayakkabıları alındı. Kuaförden randevu, babasının konser sonrası ona vereceği bir buket çiçek... Hepsi ayarlandı. Şimdi heyecanla beklemeye geçtik. 9 yaşında olmasına rağmen hayatını biz ona uyarılarda bulunmadan organize etmesi hem şaşırtıcı hem de ürkütücü. Ne kadar çabuk büyüdüklerini bir kez daha anlıyorsunuz.

Ben mi ne hissediyorum? Çok heyecanlıyım. Çok mutluyum çünkü kızımın istediği bir şeyi yapmasında yardımcı olabildik. Piano macerası benim isteğimle başlamadı. 4 yaşında iken keman çalmayı istemesi üzerine bir müzik öğretmenine danıştık. Bize piano çalmasının yaşı için daha uygun olacağını söyledi ve bu yolculuğa başladık. Benim için önemli olan ruhuna farklı renkler katabilmesi.

5 yaşına geldiğinde piano öğretmeni ile dialog sorunu yaşadığı için dersi bıraktı. Bir kaç ay evvel yeniden başladı. "Für Elise " i çalacak. Kısacası heyecan dorukta.

İnanın bana, görmeyi bilirseniz, çocuklar her an yeni mucizelerle karşınıza çıkıyorlar.

Seni çok seviyoruz Esra'm.

Başarıların veya başarısılıklarında hep yanında olacağız.

5.12.06

Melekler





Kusursuz anababaların 7 "melek" özelliği

1.Güç - Ortalama 15-20 yıl boyunca, birkaç insanın kendilerine bağımlı olmalarına dayanabilecek kadar güçlü olma, çocukları büyüyünceye kadar, onlara çok güçlü ve güvenilir oldukları izlenimini verebilmek için, kendi ruhsal ve bedensel sağlıklarına daima öncelik vermek. Bu nedenle de bu tür anababalar, enerjilerinin tümünü ve aşırıya kaçmayan ve bağımlılıktan uzak sevgilerini çocuklarına sonsuza dek verecek güce sahiptir.

2.Başarı - Bu tip insanlar yaşlandığında geçmişlerine bakarsanız, yaşamlarını ve potansiyellerini çok iyi değerlendiklerini anlarsınız. Her zaman başarılı olmuşlardır, çünkü hedefleri zor olmakla beraber; başarabilecekleri hedefler olmuştur. Başarılarından zevk alır, aldıkları maddi manevi her ödülü takdir ederler. Dolayısıyla, çocuklarının da başarılı olma konusunda motivasyonları yüksektir.

3.Duyarlılık-Duygularını ve gereksinimlerini henüz gerektiği gibi ifade edemeyen ailenin küçük bireylerinin bu durumuna karşı hazırlıklı olmak. Bu anababalar tek tek her bir çocuğun özelliğine göre insiyatif kullanabilir, çocuk yetiştirme konusundaki kuramlara ya da katı kurallara körü körüne bağlanmazlar. Kendi gereksinimleri konusunda da duyarlı davranırlar, kendilerine bağımlı olan aile bireylerine gereken sevgiyi ve şefkati gösterebilmek için, duygularını bir takım paravanların arkasına gizlemezler.

4.Sosyallik - Her türlü sosyal olaya ve tüm insanlara karşı çok ilgilidirler. Bu tür sosyal olayların, resmiyetten uzak e küçük çapta olmasına dikkat ederler. Dostluklara değer verirler, ilişkilerine daima zaman ayırırlar. Çevrelerinde rahat dostluklar kurabilen, hoş ve içten insanlar olarak tanınırlar. Eğlenmeye her zaman vakit ayırırlar. Kapıları çocuklarının arkadaşları da dahil olmak üzere herkese açıktır.

5.Beceri - Potansiyellerini geliştirmek isterler. Bilgiye ve/veya uygulamaya dayalı beceriler geliştirmişlerdir. Öğrenmeye isteklidirler ve daima daha bilgili, daha başarılı ve yeterli olmaya çalışırlar. Etkin bir biçimde iletişim kurmak, kendini iyi ifade edebilmek ve duygularını kontrol edebilmek gibi sosyal becerileri vardır.

6.Teşvik Etmek- Başkalarının da potansiyellerini kullanabilmeleri için, onlara cesaret verirler. Çocuklarını ilginç, belki de zor etkinliklere katılmaları için yüreklendirirler. Hem kendileri hem de çoukları için, kitaplar, müzik ve video kasetleri alırlar. Enerjilerinin tümü, kendilerine, başkalarına ve tüm dünyaya duydukları pozitif inançlarından kaynaklanır.

7.Duyu- Bir yandan hiç bir şeye körü körüne bağlanmayıp, sürekli ilerleme kaydederken, diğer yandan ayakları yere sağlam basar. Yaratıcı güçlerini çok iyi kullanırlar. Maddi durumlarının iyi olması için ellerinden geldiğince çalışırlar ve "kötü günler" için mutlaka bir kenara para ayırırlar.




Demenza

1.12.06

Dünya Aids Günü

Aids yalnızca kan, kan ürünleri, meni ve vajinal salgılar ile bulaşır. Hiv (Aids) vakalarının çoğu korunmasız cinsel ilişki sonucunda ortaya çıkmaktadır. Damardan uyuşturucu kullananlar da, virüs bulaşmış kan ihtiva eden enjektörleri paylaşarak virüsü bulaştırabilirler.
Kendimizi nasıl koruruz?
Korunmasız cinsel ilişkiye girmeyin -- her zaman sağlam bir prezervatif kullanın. Her türlü enjeksiyon için yeni bir enjektör kullanın ve asla enjektör paylaşmayın.


Yani sadece bu iki kurala uyarak aids den korunabilirsiniz.

Yepyeni bir aya başlarken


Aralık ayı geldi.

2006 nın son dakikalarına giriş yaptık.

Bazen evdeki digital saatin saniyesine gözüm takılır ve kendimi korkunç hissederim. İşte 10. saniye gitti geri gelmeyecek. Tüh 57. saniye de geçti, onu da yakalayamadım. Etti mi toplamda 1 dakika. Hayatımdan bir dakika geçti ve aptal aptal oturmuş digital saatteki saniyeleri yakalamaya çalışıyorum diyerek, yaptığımı garip bulur, bu dramatik sahneyi hemen oracıkta sona erdiririm.

Bunu çok sık yapmasam da, arada bir terapi yerine geçtiğini hissediyorum. Zamanın bize aldırmadan geçip gittiğine dair düşüncelerimi, soyutluktan çıkarıp, digital bir saatin saniyelerine bakarak daha somut bir hale getirebiliyorum.

Evet Aralık ayı geldi. Sizi bilmem ama biz ailece, bu aydan itibaren kutlamalarla geçecek bir altı aya geçiş yapıyoruz. Bu da maddiyatından çok, ruhen beni dalgalanmalara ve sıkıntılara sürükleyen hediye alma sıkıntısına sokacak anlamına geliyor. Yanlış anlaşılmasın. Hediye vermeyi, almaktan daha çok sevsem de, insan sevdiklerine ne alacağı konusunda üzüntü verici bir kararsızlığa ve yetersizlik duygusuna giriyor ya, işin tüm büyüsü ortadan kalkıyor. En azından hediyeyi alana kadar.

Sonra ben, bizzat kendim hediyeyi süslü püslü kağıtlarla paket yapıp, hediyenin verileceği günü sabırsızlıkla beklemeye koyuluyorum. Sanki biri, bana hediye verecekmiş gibi. Veee çoğu zaman, gerektiği şekilde sabırlı davranıp o günün gelmesini beklemektense, hediyeyi vermem gereken günden önce veriyorum. Sanırım, hediyeyi verdiğim zaman, karşımdaki kişinin yüzüne yayılacak olan tebessümü, gözlerine saçılacak olan o anlık ışığı yakalayabilmek için fazla sabırlı davranamıyorum. Eğer hediyeyi verdiğim kişi biricik kızım ise, hediyenin verilmesi gereken gün gelip çattığında, hediyesiz kalıp üzülmesin diye yeniden gidip bir hediye alıyorum. Ama bunu sadece kızım için yapıyorum.

Verdiğiniz hediye ne olursa olsun, işin sırrı karşınızdaki kişinin yüzüne sıcacık bir tebessümü yayabilmekte. Bir kağıda yazılmış olan sevgi dolu bir not bile bunu başarabiliyor.